Adh-Dhariyat—الذاريات

 
00:00

feaḳbeleti-mraetühû fî ṣarratin feṣakket vechehâ veḳâlet `acûzün `aḳîm.

Arapça:

فَأَقْبَلَتِ امْرَأَتُهُ فِي صَرَّةٍ فَصَكَّتْ وَجْهَهَا وَقَالَتْ عَجُوزٌ عَقِيمٌ

Türkçe:

Derken, karısı bir çığlık içinde döndü; yüzüne vurarak şöyle dedi: "Ben, doğurma yaşını geçmiş bir kocakarıyım!"

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Bunun üzerine karısı (Sâre) bir çığlık atarak geldi ve elini yüzüne vurarak: "Ben kısır bir kocakarıyım, nasıl çocuğum olur?" dedi.

Diyanet Vakfı:

Karısı çığlık atarak geldi. Elini yüzüne çarparak: "Ben kısır bir kocakarıyım!" dedi.

İngilizce:

But his wife came forward (laughing) aloud: she smote her forehead and said: "A barren old woman!"

Fransızca:

Alors sa femme s'avança en criant, se frappa le visage et dit : "Une vieille femme stérile...

Almanca:

Dann kam seine Frau in lautem Überschwang, schlug sich auf ihr Gesicht und sagte: "Ich bin doch eine unfruchtbare Alte!"

Rusça:

Его жена стала кричать и бить себя по лицу. Она сказала: "Старая бесплодная женщина!"

Açıklama:
 
00:00

ḳâlû keẕâliki ḳâle rabbük. innehû hüve-lḥakîmü-l`alîm.

Arapça:

قَالُوا كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ ۖ إِنَّهُ هُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ

Türkçe:

Dediler ki: "Rabbin öyle buyurmuştur. Hüküm ve hikmet sahibi O'dur, en iyisini bilen de O'dur.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Misafir melekler: "Evet bu böyledir. Rabbin böyle buyurdu. Gerçekten O hüküm ve hikmet sahibidir. Herşeyi hakkıyla bilir." dediler.

Diyanet Vakfı:

Onlar: "Bu böyledir. Rabbin söylemiştir. O, hikmet sahibidir, bilendir" dediler.

İngilizce:

They said, "Even so has thy Lord spoken: and He is full of Wisdom and Knowledge."

Fransızca:

Ils dirent : "Ainsi a dit ton Seigneur. C'est Lui vraiment le Sage, l'Omniscient".

Almanca:

Sie sagten: "Solcherart sagte dein HERR. Gewiß, ER ist Der Allweise, Der Allwissende."

Rusça:

Они сказали: "Так сказал твой Господь. Он - Мудрый, Знающий".

Açıklama:
 
00:00

ḳâle femâ ḫaṭbüküm eyyühe-lmürselûn.

Arapça:

۞ قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا الْمُرْسَلُونَ

Türkçe:

İbrahim sordu: "Amacınız ne, ey elçiler?"

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

İbrahim, kendisine misafir olarak gelen meleklere: "Acaba sizin asıl önemli işiniz nedir ey elçiler?" dedi.

Diyanet Vakfı:

(İbrahim:) O halde işiniz nedir, ey elçiler? dedi.

İngilizce:

(Abraham) said: "And what, O ye Messengers, is your errand (now)?"

Fransızca:

Alors [Abraham] dit: "Quelle est donc votre mission, ô envoyés?"

Almanca:

Er sagte: "Was ist euer Bestreben, ihr Entsandte?"

Rusça:

Он сказал: "Какова же ваша миссия, о посланцы?"

Açıklama:
 
00:00

ḳâlû innâ ürsilnâ ilâ ḳavmim mücrimîn.

Arapça:

قَالُوا إِنَّا أُرْسِلْنَا إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ

Türkçe:

Dediler: "Biz, suçlulardan oluşan bir topluma gönderildik."

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Onlar: "Gerçekten biz günahkâr bir kavim (olan Lût kavmine) gönderildik.

Diyanet Vakfı:

"Biz, dediler, suçlu bir kavme gönderildik."

İngilizce:

They said, "We have been sent to a people (deep) in sin;-

Fransızca:

Ils dirent : "Nous avons été envoyés vers des gens criminels,

Almanca:

Sie sagten: "Gewiß, wir wurden zu schwer verfehlenden Leuten entsandt,

Rusça:

Они сказали: "Мы посланы к грешным людям,

Açıklama:
 
00:00

linürsile `aleyhim ḥicâratem min ṭîn.

Arapça:

لِنُرْسِلَ عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن طِينٍ

Türkçe:

"Üzerlerine çamurdan taş atalım diye."

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Onların üzerine çamurdan pişirilmiş sert taşlar yağdıracağız.

Diyanet Vakfı:

"Üzerlerine çamurdan taş yağdırmaya (geldik)."

İngilizce:

To bring on, on them, (a shower of) stones of clay (brimstone),

Fransızca:

pour lancer sur eux des pierres de glaise,

Almanca:

damit wir über sie Steine von Lehm schicken,

Rusça:

чтобы наслать на них каменья из глины,

Açıklama:
 
00:00

müsevvemeten `inde rabbike lilmüsrifîn.

Arapça:

مُّسَوَّمَةً عِندَ رَبِّكَ لِلْمُسْرِفِينَ

Türkçe:

"Rabbin katında, sınır tanımazlar için işaretlenmiş taşlar."

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

O taşlardan herbirinin haddi aşanlardan kime isabet edeceği Rabbin katında işaretlenmiştir." dediler.

Diyanet Vakfı:

(Bu taşlar,) aşırı gidenler için Rabbinin katında işaretlenmiş (taşlardır).

İngilizce:

Marked as from thy Lord for those who trespass beyond bounds.

Fransızca:

marquées auprès de ton Seigneur à l'intention des outranciers".

Almanca:

die bei deinem HERRN für die Maßlosen gekennzeichnet 3 sind."

Rusça:

помеченные у твоего Господа для преступников".

Açıklama:
 
00:00

feaḫracnâ men kâne fîhâ mine-lmü'minîn.

Arapça:

فَأَخْرَجْنَا مَن كَانَ فِيهَا مِنَ الْمُؤْمِنِينَ

Türkçe:

Orada, müminlerden kim varsa çıkardık.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Nihayet biz müminlerden orada bulunan kimseleri çıkardık.

Diyanet Vakfı:

Bunun üzerine orada bulunan müminleri çıkardık.

İngilizce:

Then We evacuated those of the Believers who were there,

Fransızca:

Nous en fîmes sortir alors ce qu'il y avait comme croyants,

Almanca:

Dann brachten WIR heraus, wer in ihr von den Mumin war.

Rusça:

Мы вывели оттуда всех уверовавших,

Açıklama:
 
00:00

femâ vecednâ fîhâ gayra beytim mine-lmüslimîn.

Arapça:

فَمَا وَجَدْنَا فِيهَا غَيْرَ بَيْتٍ مِّنَ الْمُسْلِمِينَ

Türkçe:

Artık orada, bir ev dışında, müslümanlardan/Allah'a teslim olanlardan hiç kimse bulamıyorduk.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Fakat biz orada müslümanlardan bir ev halkından başka kimseyi de bulamadık.

Diyanet Vakfı:

Zaten orada müslümanlardan, bir ev halkından başka kimse bulmadık.

İngilizce:

But We found not there any just (Muslim) persons except in one house:

Fransızca:

mais Nous n'y trouvâmes qu'une seule maison de gens soumis.

Almanca:

Dann fanden WIR in ihr nur ein Haus von Muslimen.

Rusça:

но нашли там только один дом с мусульманами.

Açıklama:
 
00:00

veteraknâ fîhâ âyetel lilleẕîne yeḫâfûne-l`aẕâbe-l'elîm.

Arapça:

وَتَرَكْنَا فِيهَا آيَةً لِّلَّذِينَ يَخَافُونَ الْعَذَابَ الْأَلِيمَ

Türkçe:

Acıklı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık;

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Biz orada acı bir azabdan korkan kimseler için bir ibret nişanesi bıraktık.

Diyanet Vakfı:

Acı azaptan korkanlar için orada bir işaret bıraktık.

İngilizce:

And We left there a Sign for such as fear the Grievous Penalty.

Fransızca:

Et Nous y laissâmes un signe pour ceux qui redoutent le douloureux châtiment ;

Almanca:

Und WIR ließen in ihr eine Aya für diejenigen, die sich vor der qualvollen Peinigung fürchten.

Rusça:

Мы оставили там знамение для тех, которые боятся мучительных страданий.

Açıklama:
 
00:00

vefî mûsâ iẕ erselnâhü ilâ fir`avne bisülṭânim mübîn.

Arapça:

وَفِي مُوسَىٰ إِذْ أَرْسَلْنَاهُ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ بِسُلْطَانٍ مُّبِينٍ

Türkçe:

Mûsa'da da. Biz onu açık bir kanıtla Firavun'a gönderdik.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Musa'nın kıssasında da ibret vardır. Hani biz onu apaçık bir delille Firavun'a göndermiştik.

Diyanet Vakfı:

Musa'da da (ibretler vardır). Onu apaçık bir delil ile Firavun'a göndermiştik.

İngilizce:

And in Moses (was another Sign): Behold, We sent him to Pharaoh, with authority manifest.

Fransızca:

[Il y a même un signe]: en Moïse quand Nous l'envoyâmes, avec une preuve évidente, vers Pharaon.

Almanca:

Und mit Musa (gab es eine Aya), als WIR ihn zu Pharao mit einem deutlichen Beweis entsandten.

Rusça:

Знамение было и в рассказе о Мусе (Моисее). Вот Мы отправили его к Фараону с явным доводом.

Açıklama:

Sayfalar

Adh-Dhariyat—الذاريات beslemesine abone olun.