S/A | Türkçe - Erhan Aktaş | Arapça | Ano |
---|---|---|---|
13/22 |
Ve o kimseler, sabırla Rabb’lerine yönelirler ve salâtı ikâme ederler(1), kendilerine verdiğimiz rızıktan gizli ve açık infak(2) ederler, kötülüğü iyilikle savarlar; dünya yurdunun sonucu onlar içindir. |
وَالَّذِينَ صَبَرُوا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِمْ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَنفَقُوا مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلَانِيَةً وَيَدْرَءُونَ بِالْحَسَنَةِ السَّيِّئَةَ أُولَٰئِكَ لَهُمْ عُقْبَى الدَّارِ |
1729 |
13/23 |
Adn Cennetleri onlarındır. Oraya, anne ve babalarından, eşlerinden ve soylarından sâlih(1) olanlar gireceklerdir. Melekler de her kapıdan yanlarına girecekler ve şöyle diyecekler: |
جَنَّاتُ عَدْنٍ يَدْخُلُونَهَا وَمَن صَلَحَ مِنْ آبَائِهِمْ وَأَزْوَاجِهِمْ وَذُرِّيَّاتِهِمْ ۖ وَالْمَلَائِكَةُ يَدْخُلُونَ عَلَيْهِم مِّن كُلِّ بَابٍ |
1730 |
13/24 |
“Sabretmeniz(1) nedeniyle size selâm olsun. Dünya yurdunun sonu ne güzeldir.” |
سَلَامٌ عَلَيْكُم بِمَا صَبَرْتُمْ ۚ فَنِعْمَ عُقْبَى الدَّارِ |
1731 |
13/25 |
Mîsâklerinden(1) sonra Allah’ın ahdini (2) bozanlar; Allah’ın bağlı kalınmasını istediği şeyle bağlarını koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk yapanlara lânet vardır ve dünya yurdunun kötü sonu onlarındır. |
وَالَّذِينَ يَنقُضُونَ عَهْدَ اللَّهِ مِن بَعْدِ مِيثَاقِهِ وَيَقْطَعُونَ مَا أَمَرَ اللَّهُ بِهِ أَن يُوصَلَ وَيُفْسِدُونَ فِي الْأَرْضِ ۙ أُولَٰئِكَ لَهُمُ اللَّعْنَةُ وَلَهُمْ سُوءُ الدَّارِ |
1732 |
13/26 |
Allah, rızkı dilediğine genişletir de ölçülendirir de. Dünya hayatı ile şımardılar. Oysa dünya, âhiret hayatı yanında bir metadan(1) başka bir şey değildir. |
اللَّهُ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاءُ وَيَقْدِرُ ۚ وَفَرِحُوا بِالْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَمَا الْحَيَاةُ الدُّنْيَا فِي الْآخِرَةِ إِلَّا مَتَاعٌ |
1733 |
13/27 |
Kâfirler: “Rabb’inden ona bir âyet(1) indirilseydi ya!” diyorlar. De ki: “Allah, hak edeni saptırır(2), kendisine yönelen kimseyi de doğru yola iletir.” |
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْلَا أُنزِلَ عَلَيْهِ آيَةٌ مِّن رَّبِّهِ ۗ قُلْ إِنَّ اللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَاءُ وَيَهْدِي إِلَيْهِ مَنْ أَنَابَ |
1734 |
13/28 |
Onlar, Îmân Edenler ve kalpleri (1) Allah’ın zikri(2) ile tatmin olanlardır. Kalpler, ancak Allah’ın zikri ile tatmin olur. |
الَّذِينَ آمَنُوا وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ اللَّهِ ۗ أَلَا بِذِكْرِ اللَّهِ تَطْمَئِنُّ الْقُلُوبُ |
1735 |
13/29 |
Îmân Eden ve sâlihâtı(1) yapanlara ne mutlu. Dönüş yerinin iyisi onlarındır. |
الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ طُوبَىٰ لَهُمْ وَحُسْنُ مَآبٍ |
1736 |
13/30 |
Kendilerinden önce nice toplumların gelip geçtiği bir topluma seni gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyup duyurasın. Onlar, Rahmân’a nankörlük ediyorlar. De ki: “O benim Rabb’imdir; Ondan başka ilâh yoktur. Ben O’na tevekkül(1) ettim, tevbe(2) O’nadır.” |
كَذَٰلِكَ أَرْسَلْنَاكَ فِي أُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهَا أُمَمٌ لِّتَتْلُوَ عَلَيْهِمُ الَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِالرَّحْمَٰنِ ۚ قُلْ هُوَ رَبِّي لَا إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ مَتَابِ |
1737 |
13/31 |
Kur’an’la dağlar yürütülseydi veya onunla yeryüzü yarılıp parçalansaydı veya onunla ölüler konuşturulsaydı yine de bir şey değişmezdi. Hayır! Bütün işler Allah’a aittir. Îmân Edenler hâlâ anlamadılar mı ki Allah dileyecek(1) olsa bütün insanları doğru yola iletir. Yaltaklanmalarından(2) dolayı Kâfirler belâ ile karşı karşıya kalıp duracaktır. Veya evlerinin yanı başına inecek. Allah’ın vadi gelinceye kadar bu böyle sürüp gidecektir. Kuşkusuz Allah sözünden dönmez. |
وَلَوْ أَنَّ قُرْآنًا سُيِّرَتْ بِهِ الْجِبَالُ أَوْ قُطِّعَتْ بِهِ الْأَرْضُ أَوْ كُلِّمَ بِهِ الْمَوْتَىٰ ۗ بَل لِّلَّهِ الْأَمْرُ جَمِيعًا ۗ أَفَلَمْ يَيْأَسِ الَّذِينَ آمَنُوا أَن لَّوْ يَشَاءُ اللَّهُ لَهَدَى النَّاسَ جَمِيعًا ۗ وَلَا يَزَالُ الَّذِينَ كَفَرُوا تُصِيبُهُم بِمَا صَنَعُوا قَارِعَةٌ أَوْ تَحُلُّ قَرِيبًا مِّن دَارِهِمْ حَتَّىٰ يَأْتِيَ وَعْدُ اللَّهِ ۚ إِنَّ اللَّهَ لَا يُخْلِفُ الْمِيعَادَ |
1738 |
13/32 |
Ant olsun senden önceki Resûllerle de alay edildi. Kâfirlere süre tanıdım. Sonra zamanı gelince onları yakalayıverdim. Benim cezam nasıl olurmuş gördüler. |
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَمْلَيْتُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ ۖ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ |
1739 |
13/33 |
Peki, herkesin ne yaptığını gözeten O değil mi? Onlar yine de ilâhlarını Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Onları(1) istediğiniz isimle isimlendirin bakalım. Yoksa siz, O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa boş sözlere mi aldanıyorsunuz?” Aslında Kâfirlere planları güzel gösterildi de doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa(2) artık ona yol gösterecek kimse olamaz. |
أَفَمَنْ هُوَ قَائِمٌ عَلَىٰ كُلِّ نَفْسٍ بِمَا كَسَبَتْ ۗ وَجَعَلُوا لِلَّهِ شُرَكَاءَ قُلْ سَمُّوهُمْ ۚ أَمْ تُنَبِّئُونَهُ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِي الْأَرْضِ أَم بِظَاهِرٍ مِّنَ الْقَوْلِ ۗ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا عَنِ السَّبِيلِ ۗ وَمَن يُضْلِلِ اللَّهُ فَمَا لَهُ مِنْ هَادٍ |
1740 |
13/34 |
Onlara dünya hayatında bir azâp vardır. Âhiret azâbı ise daha zordur. Onları Allah’ın azâbından koruyabilecek bir koruyucuları da yoktur. |
لَّهُمْ عَذَابٌ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا ۖ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَشَقُّ ۖ وَمَا لَهُم مِّنَ اللَّهِ مِن وَاقٍ |
1741 |
13/35 |
Takvâ(1) sahiplerine söz verilen Cennet’in içinden ırmaklar akmaktadır, meyvesi ve gölgesi süreklidir. İşte bu takvâ sahiplerinin sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir. |
۞ مَّثَلُ الْجَنَّةِ الَّتِي وُعِدَ الْمُتَّقُونَ ۖ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ ۖ أُكُلُهَا دَائِمٌ وَظِلُّهَا ۚ تِلْكَ عُقْبَى الَّذِينَ اتَّقَوا ۖ وَّعُقْبَى الْكَافِرِينَ النَّارُ |
1742 |
13/36 |
Kendilerine Kitâp verdiğimiz kimseler, sana indirilen ile sevinirler. Kabilelerden onun bir kısmını küfreden(1) gruplar vardır. De ki: “Ben yalnızca Allah’a kulluk(2) etmekle ve O’na şirk koşmamakla emrolundum. Ben yalnızca O’na çağırıyorum ve dönüşüm yalnızca O’nadır.” |
وَالَّذِينَ آتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ يَفْرَحُونَ بِمَا أُنزِلَ إِلَيْكَ ۖ وَمِنَ الْأَحْزَابِ مَن يُنكِرُ بَعْضَهُ ۚ قُلْ إِنَّمَا أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ اللَّهَ وَلَا أُشْرِكَ بِهِ ۚ إِلَيْهِ أَدْعُو وَإِلَيْهِ مَآبِ |
1743 |
13/37 |
İşte böylece Biz onu Arapça bir hüküm(1) olarak indirdik. Eğer sana gelen ilimden(2) sonra onların hevâlarına(3) uyarsan, seni Allah’tan koruyacak bir veli(4), bir koruyucu bulamazsın. |
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَاهُ حُكْمًا عَرَبِيًّا ۚ وَلَئِنِ اتَّبَعْتَ أَهْوَاءَهُم بَعْدَمَا جَاءَكَ مِنَ الْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ اللَّهِ مِن وَلِيٍّ وَلَا وَاقٍ |
1744 |
13/38 |
Ant olsun ki senden önce de Resûller gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Bir Resûl için Allah’ın izni olmadan bir âyet(1) getirmesi mümkün değildir. Her ecelin(2) bir kitâbı(3) vardır. |
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا رُسُلًا مِّن قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ أَزْوَاجًا وَذُرِّيَّةً ۚ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ أَن يَأْتِيَ بِآيَةٍ إِلَّا بِإِذْنِ اللَّهِ ۗ لِكُلِّ أَجَلٍ كِتَابٌ |
1745 |
13/39 |
Allah dilediğini yok eder, dilediğine de dokunmaz. Ana Kitâp O’nun yanındadır. |
يَمْحُو اللَّهُ مَا يَشَاءُ وَيُثْبِتُ ۖ وَعِندَهُ أُمُّ الْكِتَابِ |
1746 |
13/40 |
İster onlara yaptığımız uyarının bir kısmını sana gösterelim, ister senin canını alalım; sana düşen sadece tebliğ yapmaktır.(1) Hesap görmek Bize aittir. |
وَإِن مَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ الْبَلَاغُ وَعَلَيْنَا الْحِسَابُ |
1747 |
13/41 |
Yeryüzüne gelip onu çevresinden nasıl eksilttiğimizi(1) görmüyorlar mı? Karar veren Allah’tır ve O’nun verdiği kararı bozacak hiç kimse yoktur. O, hesabı çabuk görendir. |
أَوَلَمْ يَرَوْا أَنَّا نَأْتِي الْأَرْضَ نَنقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا ۚ وَاللَّهُ يَحْكُمُ لَا مُعَقِّبَ لِحُكْمِهِ ۚ وَهُوَ سَرِيعُ الْحِسَابِ |
1748 |
13/42 |
Onlardan öncekiler de planlar yapmışlardı. Oysa Allah’ın planı bütün planları geçersiz kılar. Zira O, herkesin ne yaptığını bilir. Kâfirler, bu yurdun sonunun kimin olduğunu bileceklerdir. |
وَقَدْ مَكَرَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَلِلَّهِ الْمَكْرُ جَمِيعًا ۖ يَعْلَمُ مَا تَكْسِبُ كُلُّ نَفْسٍ ۗ وَسَيَعْلَمُ الْكُفَّارُ لِمَنْ عُقْبَى الدَّارِ |
1749 |
13/43 |
Kâfirler, “Sen gönderilmiş(1) değilsin.” diyorlar. De ki: “Benimle sizin aranızda en iyi tanık olarak Allah ve yanlarında Kitâp’ın bilgisi olanlar yeter.” |
وَيَقُولُ الَّذِينَ كَفَرُوا لَسْتَ مُرْسَلًا ۚ قُلْ كَفَىٰ بِاللَّهِ شَهِيدًا بَيْنِي وَبَيْنَكُمْ وَمَنْ عِندَهُ عِلْمُ الْكِتَابِ |
1750 |
S/A | Türkçe - Erhan Aktaş | Arapça | Ano |
---|---|---|---|
14/1 |
Elif, Lâm, Râ. Bu; insanları, Rabb’lerinin izni(1) ile karanlıklardan aydınlığa çıkarman; onları Mutlak Üstün Olan’ın, Övgüye Değer Yegâne Varlık Olan’ın yoluna iletmen için sana indirdiğimiz bir Kitâp’tır. |
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ الر ۚ كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَىٰ صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ |
1751 |
14/2 |
Allah ki; göklerde ve yerde olan her şey O’nundur. Görecekleri şiddetli azâptan dolayı, Kâfirlerin(1) vay haline! |
اللَّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ ۗ وَوَيْلٌ لِّلْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ شَدِيدٍ |
1752 |
14/3 |
Onlar, dünya hayatını âhiret hayatına tercih ederler. Allah’ın yolundan alıkoyarlar ve onda eğrilik ararlar. İşte onlar, derin bir sapkınlık içindedirler. |
الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الْآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللَّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا ۚ أُولَٰئِكَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ |
1753 |
14/4 |
Biz, mesajımızı anlaşılır olarak iletebilmesi için hiçbir Resûlü kendi halkının dilinden başka bir dille göndermedik. Allah, artık hak eden kimseyi(1) saptırır, hak eden kimseyi(1) de doğru yola iletir. O, Mutlak Üstün Olan’dır, En İyi Hüküm Veren’dir. |
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ ۖ فَيُضِلُّ اللَّهُ مَن يَشَاءُ وَيَهْدِي مَن يَشَاءُ ۚ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ |
1754 |
14/5 |
Ant olsun ki; Mûsâ’yı, “Halkını karanlıklardan aydınlığa çıkar, onlara Allah’ın günlerini(1) hatırlat.” diye âyetlerimizle gönderdik. Kesinlikle bunda sabreden(2) ve şükreden(3) kimseler için nice âyetler(4) vardır. |
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ بِآيَاتِنَا أَنْ أَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُم بِأَيَّامِ اللَّهِ ۚ إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَاتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ |
1755 |
14/6 |
Hani! Mûsâ halkına demişti ki: “Allah’ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın. Hani O, sizi; oğullarınızı boğazlayıp, kadınlarınızı sağ bırakarak azâbın en kötüsü ile cezalandıran Firavunculardan kurtarmıştı. Bunda, Rabb’inizden çok büyük bir sınav vardı.” |
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِ اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ أَنجَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ أَبْنَاءَكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءَكُمْ ۚ وَفِي ذَٰلِكُم بَلَاءٌ مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ |
1756 |
14/7 |
Hani Rabb’iniz: “Eğer şükrederseniz(1) mutlaka size nimetlerimi artırırım, eğer nankörlük ederseniz bilin ki azâbım çok şiddetlidir!” diye bildirmişti. |
وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لَأَزِيدَنَّكُمْ ۖ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ |
1757 |
14/8 |
Mûsâ dedi ki: “Eğer siz ve yeryüzünde bulunanların tamamı nankörlük etseniz bile, iyi bilin ki Allah, Hiçbir Şeye Muhtaç Olmayan’dır, Övgüye Değer Yegâne Varlık’tır.” |
وَقَالَ مُوسَىٰ إِن تَكْفُرُوا أَنتُمْ وَمَن فِي الْأَرْضِ جَمِيعًا فَإِنَّ اللَّهَ لَغَنِيٌّ حَمِيدٌ |
1758 |
14/9 |
Sizden öncekilerin; Nûh, Âd, Semûd halklarının ve onlardan sonra gelenlerin haberleri size gelmedi mi? Allah’tan başkası onları bilmez. Resûlleri onlara beyyinelerle(1) geldiği halde onlar zorla susturmaya çalışarak: “Biz, kendisiyle gönderildiğiniz şeyi küfrediyoruz;(2) bizi çağırdığınız şey konusunda kaygı verici ikilem içindeyiz.” dediler. |
أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَأُ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ ۛ وَالَّذِينَ مِن بَعْدِهِمْ ۛ لَا يَعْلَمُهُمْ إِلَّا اللَّهُ ۚ جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّوا أَيْدِيَهُمْ فِي أَفْوَاهِهِمْ وَقَالُوا إِنَّا كَفَرْنَا بِمَا أُرْسِلْتُم بِهِ وَإِنَّا لَفِي شَكٍّ مِّمَّا تَدْعُونَنَا إِلَيْهِ مُرِيبٍ |
1759 |
14/10 |
Resûlleri dedi ki: “Göklere ve yere belli bir fıtrat(1) veren, sizi, suçlarınızı bağışlamak için çağıran ve belirlenmiş bir ecele(2) kadar sizi erteleyen Allah hakkında mı kuşkudasınız?” Dediler: “Siz de ancak bizim gibi sadece bir beşersiniz.(3) Atalarımızın kulluk ettiklerinden bizi çevirmek istiyorsunuz. Öyleyse açık bir sûltan(4) getirin!” |
۞ قَالَتْ رُسُلُهُمْ أَفِي اللَّهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ ۖ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ إِلَىٰ أَجَلٍ مُّسَمًّى ۚ قَالُوا إِنْ أَنتُمْ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ آبَاؤُنَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُّبِينٍ |
1760 |