
veküllü ṣagîriv vekebîrim müsteṭar.
Arapça:
وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ
Türkçe:
Küçük-büyük tümü, satır satır yazılmıştır.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.
Diyanet Vakfı:
Küçük büyük her şey satır satır yazılmıştır.
İngilizce:
Every matter, small and great, is on record.
Fransızca:
et tout fait, petit et grand, est consigné.
Almanca:
Auch jedes Kleine und Große ist niedergeschrieben.
Rusça:
Все малое и великое уже начертано.
Açıklama:

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv veneher.
Arapça:
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَهَرٍ
Türkçe:
Korunup sakınanlar; bahçelerde, nehir kıyılarındadır.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Takva sahipleri cennetlerde, nur içindedirler.
Diyanet Vakfı:
Takva sahipleri cennetlerde ve ırmakların kenarlarındadır.
İngilizce:
As to the Righteous, they will be in the midst of Gardens and Rivers,
Fransızca:
Les pieux seront dans des Jardins et parmi des ruisseaux,
Almanca:
Gewiß, die Muttaqi sind in Dschannat und an Flüssen,
Rusça:
Воистину, богобоязненные пребудут в Райских садах и среди рек
Açıklama:

fî maḳ`adi ṣidḳin `inde melîkim muḳtedir.
Arapça:
فِي مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍ
Türkçe:
Güçlü bir padişahın/bir Melîk'in katında, özü-sözü birlere has oturma yerlerinde...
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarındadırlar.
Diyanet Vakfı:
Güçlü ve Yüce Allah'ın huzurunda hak meclisindedirler.
İngilizce:
In an Assembly of Truth, in the Presence of a Sovereign Omnipotent.
Fransızca:
dans un séjour de vérité, auprès d'un Souverain Omnipotent.
Almanca:
an einem Sitz des Wahrhaftigen, bei Einem allmächtigen Herrscher.
Rusça:
на седалище истины возле Всемогущего Властелина.
Açıklama:

erraḥmân.
Arapça:
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ الرَّحْمَٰنُ
Türkçe:
O Rahman,
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Rahmân (çok merhametli olan Allah)
Diyanet Vakfı:
Çok merhametli(Allah)
İngilizce:
(Allah) Most Gracious!
Fransızca:
Le Tout Miséricordieux.
Almanca:
Der Allgnade Erweisende
Rusça:
Милостивый
Açıklama:

`alleme-lḳur'ân.
Arapça:
عَلَّمَ الْقُرْآنَ
Türkçe:
O öğretti Kur'an'ı,
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Kurân'ı öğretti.
Diyanet Vakfı:
Kur'an'ı öğretti.
İngilizce:
It is He Who has taught the Qur'an.
Fransızca:
Il a enseigné le Coran.
Almanca:
lehrte den Quran,
Rusça:
научил Корану,
Açıklama:

ḫaleḳa-l'insân.
Arapça:
خَلَقَ الْإِنسَانَ
Türkçe:
O yarattı insanı,
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
İnsanı yarattı.
Diyanet Vakfı:
İnsanı yarattı.
İngilizce:
He has created man:
Fransızca:
Il a créé l'homme.
Almanca:
erschuf den Menschen,
Rusça:
создал человека
Açıklama:

`allemehü-lbeyân.
Arapça:
عَلَّمَهُ الْبَيَانَ
Türkçe:
O belletti ona beyanı.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Ona beyanı öğretti.
Diyanet Vakfı:
Ona açıklamayı öğretti.
İngilizce:
He has taught him speech (and intelligence).
Fransızca:
Il lui a appris à s'exprimer clairement.
Almanca:
lehrte ihn das Artikulieren.
Rusça:
и научил его изъясняться.
Açıklama:

eşşemsü velḳameru biḥusbân.
Arapça:
الشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ
Türkçe:
Güneş ve Ay. Hesaba bağlıdır herbirinin her şeyi.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Güneş de ay da bir hesab iledir.
Diyanet Vakfı:
Güneş ve ay bir hesaba göre (hareket etmekte) dir.
İngilizce:
The sun and the moon follow courses (exactly) computed;
Fransızca:
Le soleil et la lune [évoluent] selon un calcul [minutieux]
Almanca:
Die Sonne und der Mond sind nach einer Berechnung.
Rusça:
Солнце и луна движутся согласно рассчитанному порядку.
Açıklama:

vennecmü veşşeceru yescüdân.
Arapça:
وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ
Türkçe:
Çimen/yıldız ve ağaç secde ediyorlar.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Bitkiler ve ağaçlar secde etmektedirler.
Diyanet Vakfı:
Bitkiler ve ağaçlar secde ederler.
İngilizce:
And the herbs and the trees - both (alike) prostrate in adoration.
Fransızca:
et l'herbe et les arbres se prosternent .
Almanca:
Und das Bodengewächs und die Bäume vollziehen Sudschud.
Rusça:
Травы (или звезды) и деревья совершают поклоны.
Açıklama:

vessemâe rafe`ahâ veveḍa`a-lmîzân.
Arapça:
وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ
Türkçe:
Ve gök. Yükseltti onu. Ve koydu şaşmaz ölçüyü, mizanı.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Göğü yükseltti ve mizanı koydu.
Diyanet Vakfı:
Göğü Allah yükseltti ve mizanı (dengeyi) O koydu.
İngilizce:
And the Firmament has He raised high, and He has set up the Balance (of Justice),
Fransızca:
Et quant au ciel, Il l'a élevé bien haut. Et Il a établit la balance,
Almanca:
Und den Himmel erhob ER und setzte Al-mizan ein:
Rusça:
Он возвысил небо и установил весы,
Açıklama:
Sayfalar
