
feinne-lcennete hiye-lme'vâ.
Arapça:
فَإِنَّ الْجَنَّةَ هِيَ الْمَأْوَىٰ
Türkçe:
Cennet, barınağın ta kendisidir.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Kuşkusuz onun varacağı yer cennettir.
Diyanet Vakfı:
Şüphesiz cennet(onun) yegane barınağıdır.
İngilizce:
Their abode will be the Garden.
Fransızca:
le Paradis sera alors son refuge.
Almanca:
so ist gewiß die Dschanna die Unterkunft.
Rusça:
пристанищем будет Рай.
Açıklama:

yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.
Arapça:
يَسْأَلُونَكَ عَنِ السَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَاهَا
Türkçe:
O saatten soruyorlar sana, "gelip demir atması ne zaman?" diye.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Sana o kıyameti soruyorlar, ne zaman kopacak diye.
Diyanet Vakfı:
Sana kıyameti sorarlar: Gelip çatması ne zamandır? (derler.)
İngilizce:
They ask thee about the Hour,-'When will be its appointed time?
Fransızca:
Ils t'interrogent au sujet de l'Heure : "Quand va-t-elle jeter l'ancre"
Almanca:
Sie fragen dich nach der Stunde: "Wann ist ihr Anbrechen?"
Rusça:
Тебя спрашивают о Часе: "Когда же он настанет?"
Açıklama:

fîme ente min ẕikrâhâ.
Arapça:
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَاهَا
Türkçe:
Nerede sende, onu hatırlatacak şey!
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Sen nerde, onu anlatmak nerde?!
Diyanet Vakfı:
Sen onu nereden bilip bildireceksin!
İngilizce:
Wherein art thou (concerned) with the declaration thereof?
Fransızca:
Quelle [science] en as-tu pour le leur dire ?
Almanca:
Und was hast du mit ihrer Erwähnung zu tun?!
Rusça:
К чему тебе упоминать об этом?
Açıklama:

ilâ rabbike müntehâhâ.
Arapça:
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَاهَا
Türkçe:
Ona ilişkin bilginin sonu Rabbine varır.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Onun son ilmi Rabbine aittir.
Diyanet Vakfı:
Onun nihai ilmi yalnız Rabbine aittir.
İngilizce:
With thy Lord in the Limit fixed therefor.
Fransızca:
Son terme n'est connu que de ton Seigneur.
Almanca:
Bei deinem HERRN ist das Letzte über sie.
Rusça:
Только твой Господь ведает об этом.
Açıklama:

innemâ ente münẕiru mey yaḫşâhâ.
Arapça:
إِنَّمَا أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَاهَا
Türkçe:
Sen sadece, ondan korkanları uyaransın.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Sen ancak ondan korkacak olanları uyarıcısın.
Diyanet Vakfı:
Sen ancak ondan korkanları uyarırsın.
İngilizce:
Thou art but a Warner for such as fear it.
Fransızca:
Tu n'es que l'avertisseur de celui qui la redoute.
Almanca:
Du bist doch nur ein Warner für denjenigen, der vor ihr Ehrfurcht hat.
Rusça:
Воистину, ты - всего лишь предостерегающий увещеватель для тех, кто опасается этого.
Açıklama:

keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbeŝû illâ `aşiyyeten ev ḍuḥâhâ.
Arapça:
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوا إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَاهَا
Türkçe:
Onu gördükleri gün onlar, dünyada sanki bir akşam veya onun kuşluk vaktinden başka kalmamışa dönerler.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Onlar o kıyameti görecekleri gün sanki dünyada bir akşam veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler.
Diyanet Vakfı:
Kıyamet gününü gördüklerinde (dünyada) sadece bir akşam vakti ya da kuşluk zamanı kadar kaldıklarını sanırlar.
İngilizce:
The Day they see it, (It will be) as if they had tarried but a single evening, or (at most till) the following morn!
Fransızca:
Le jour où ils la verront, il leur semblera n'avoir demeuré qu'un soir ou un matin.
Almanca:
Als hätten sie, wenn sie sehen, nicht verweilt außer einer Nacht und ihrer Morgendämmerung.
Rusça:
В тот день, когда они увидят его, им покажется, что они провели в этом мире лишь послеполуденные часы или утро.
Açıklama:

`abese vetevellâ.
Arapça:
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ عَبَسَ وَتَوَلَّىٰ
Türkçe:
Yüzünü ekşitti ve öteye döndü;
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
(Peygamber) Yüzünü ekşitti ve döndü.
Diyanet Vakfı:
(Peygamber), yüzünü ekşitti ve geri döndü.
İngilizce:
(The Prophet) frowned and turned away,
Fransızca:
Il s'est renfrogné et il s'est détourné
Almanca:
Er runzelte die Stirn und kehrte den Rücken,
Rusça:
Он нахмурился и отвернулся,
Açıklama:

en câehü-l'a`mâ.
Arapça:
أَن جَاءَهُ الْأَعْمَىٰ
Türkçe:
Yanına kör adam geldi diye.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Kendisine âmâ geldi, diye.
Diyanet Vakfı:
Âmanın kendisine gelmesinden ötürü
İngilizce:
Because there came to him the blind man (interrupting).
Fransızca:
parce que l'aveugle est venu à lui.
Almanca:
da der Blinde zu ihm kam.
Rusça:
потому что к нему подошел слепой.
Açıklama:

vemâ yüdrîke le`allehû yezzekkâ.
Arapça:
وَمَا يُدْرِيكَ لَعَلَّهُ يَزَّكَّىٰ
Türkçe:
Nereden bilirsin, belki de o arınıp temizlenecek.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Ne bilirsin, belki o temizlenecek?
Diyanet Vakfı:
Belki o temizlenecek,
İngilizce:
But what could tell thee but that perchance he might grow (in spiritual understanding)?-
Fransızca:
Qui te dit : peut-être [cherche]-t-il à se purifier ?
Almanca:
Und was weißt du, vielleicht wird er sich läutern,
Rusça:
Откуда тебе знать? Возможно, он бы очистился
Açıklama:

ev yeẕẕekkeru fetenfe`ahü-ẕẕikrâ.
Arapça:
أَوْ يَذَّكَّرُ فَتَنفَعَهُ الذِّكْرَىٰ
Türkçe:
Belki de düşünüp taşınacak da öğüt kendisine yarayacak.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Veya öğüt belleyecek de öğüt ona fayda verecek.
Diyanet Vakfı:
Yahut öğüt alacak da o öğüt ona fayda verecek.
İngilizce:
Or that he might receive admonition, and the teaching might profit him?
Fransızca:
ou à se rappeler en sorte que le rappel lui profite ?
Almanca:
oder sich erinnern, so dann die Erinnerung ihm nützt.
Rusça:
или помянул бы наставление, и поминание принесло бы ему пользу.
Açıklama:
Sayfalar
