2705 |
345 |
23 |
32 |
18 |
فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ أَنِ اعْبُدُوا اللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَٰهٍ غَيْرُهُ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ |
feerselnâ fîhim rasûlem minhüm eni-`büdü-llâhe mâ leküm min ilâhin gayruh. efelâ tetteḳûn. |
Onlara aralarından: "Allah"a kulluk edin, O'ndan başka tanrınız yoktur, sakınmaz mısınız?" diyen bir elçi gönderdik. |
And We sent among them a messenger from themselves, [saying], "Worship Allah; you have no deity other than Him; then will you not fear Him?" |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2706 |
345 |
23 |
33 |
18 |
وَقَالَ الْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ الَّذِينَ كَفَرُوا وَكَذَّبُوا بِلِقَاءِ الْآخِرَةِ وَأَتْرَفْنَاهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا مَا هَٰذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ |
veḳâle-lmeleü min ḳavmihi-lleẕîne keferû vekeẕẕebû biliḳâi-l'âḫirati veetrafnâhüm fi-lḥayâti-ddünyâ mâ hâẕâ illâ beşerum miŝlüküm ye'külü mimmâ te'külûne minhü veyeşrabü mimmâ teşrabûn. |
Onun, inkarcı ve ahirete kavuşmayı yalanlayan milletinin ileri gelenleri ki Biz onlara bu dünya hayatında nimet vermiştik şöyle dediler: "Bu, yediğinizden yiyen, içtiğinizden içen sizin gibi bir insandan başka birşey değildir." |
And the eminent among his people who disbelieved and denied the meeting of the Hereafter while We had given them luxury in the worldly life said, "This is not but a man like yourselves. He eats of that from which you eat and drinks of what you drink. |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2707 |
345 |
23 |
34 |
18 |
وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَاسِرُونَ |
velein eṭa`tüm beşeram miŝleküm inneküm iẕel leḫâsirûn. |
Kendiniz gibi bir insana itaat ederseniz hüsrana uğrayacağınızda hiç şüphe yoktur. |
And if you should obey a man like yourselves, indeed, you would then be losers. |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2708 |
345 |
23 |
35 |
18 |
أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَامًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ |
eye`idüküm enneküm iẕâ mittüm veküntüm türâbev ve`iżâmen enneküm muḫracûn. |
Öldüğünüz, toprak ve kemik yığını olduğunuz zaman tekrar dirilmenizle sizi tehdit mi ediyor? |
Does he promise you that when you have died and become dust and bones that you will be brought forth [once more]? |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2709 |
345 |
23 |
36 |
18 |
۞ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ |
heyhâte heyhâte limâ tû`adûn. |
Oysa tehdit edildiğiniz şey ne kadar, hem de ne kadar uzak! |
How far, how far, is that which you are promised. |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2710 |
345 |
23 |
37 |
18 |
إِنْ هِيَ إِلَّا حَيَاتُنَا الدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ |
in hiye illâ ḥayâtüne-ddünyâ nemûtü venaḥyâ vemâ naḥnü bimeb`ûŝîn. |
Hayat ancak bu dünyadakidir. Ölürüz ve yaşarız (kimimiz ölür kimimiz doğar); tekrar diriltilmeyiz. |
Life is not but our worldly life - we die and live, but we will not be resurrected. |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2711 |
345 |
23 |
38 |
18 |
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ افْتَرَىٰ عَلَى اللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُ بِمُؤْمِنِينَ |
in hüve illâ racülün-fterâ `ale-llâhi keẕibev vemâ naḥnü lehû bimü'minîn. |
Bu, sadece Allah'a karşı yalan uyduranın biridir. Biz ona inanmayız. |
He is not but a man who has invented a lie about Allah, and we will not believe him." |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2712 |
345 |
23 |
39 |
18 |
قَالَ رَبِّ انصُرْنِي بِمَا كَذَّبُونِ |
ḳâle rabbi-nṣurnî bimâ keẕẕebûn. |
O peygamber: "Rabbim! Beni yalancı saymalarına karşılık bana yardım et" dedi. |
He said, "My Lord, support me because they have denied me." |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2713 |
345 |
23 |
40 |
18 |
قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَّيُصْبِحُنَّ نَادِمِينَ |
ḳâle `ammâ ḳalîlil leyuṣbiḥunne nâdimîn. |
Allah da: "Az sonra pişman olacaklar" buyurdu. |
[Allah] said, "After a little, they will surely become regretful." |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2714 |
345 |
23 |
41 |
18 |
فَأَخَذَتْهُمُ الصَّيْحَةُ بِالْحَقِّ فَجَعَلْنَاهُمْ غُثَاءً ۚ فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ الظَّالِمِينَ |
feeḫaẕethümu-ṣṣayḥatü bilḥaḳḳi fece`alnâhüm guŝââ. febü`del lilḳavmi-żżâlimîn. |
Gerçekten, onları bir çığlık yakaladı ve onları süprüntü yığını haline getirdik. Haksızlık eden millet, rahmetden ırak olsun! |
So the shriek seized them in truth, and We made them as [plant] stubble. Then away with the wrongdoing people. |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2715 |
345 |
23 |
42 |
18 |
ثُمَّ أَنشَأْنَا مِن بَعْدِهِمْ قُرُونًا آخَرِينَ |
ŝümme enşe'nâ mim ba`dihim ḳurûnen âḫarîn. |
Ardlarından başka nesiller varettik. |
Then We produced after them other generations. |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2716 |
345 |
23 |
43 |
18 |
مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَأْخِرُونَ |
mâ tesbiḳu min ümmetin ecelehâ vemâ yeste'ḫirûn. |
Hiçbir ümmet, kendi süresini ne çabuklaştırabilir ve ne de geciktirebilir. |
No nation will precede its time [of termination], nor will they remain [thereafter]. |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2717 |
345 |
23 |
44 |
18 |
ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَىٰ ۖ كُلَّ مَا جَاءَ أُمَّةً رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ ۚ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًا وَجَعَلْنَاهُمْ أَحَادِيثَ ۚ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ |
ŝümme erselnâ rusülenâ tetrâ. küllemâ câe ümmeter rasûlühâ keẕẕebûhü feetba`nâ ba`ḍahüm ba`ḍav vece`alnâhüm eḥâdîŝ. febü`del liḳavmil lâ yü'minûn. |
Sonra birbiri peşinden peygamberlerimizi gönderdik. Her ümmete peygamberi geldikçe onu yalancı saydılar. Onları birbiri peşinden yok edip hepsini birer efsane yaptık. İnanmayan millet, rahmetden ırak olsun! |
Then We sent Our messengers in succession. Every time there came to a nation its messenger, they denied him, so We made them follow one another [to destruction], and We made them narrations. So away with a people who do not believe. |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2718 |
345 |
23 |
45 |
18 |
ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَارُونَ بِآيَاتِنَا وَسُلْطَانٍ مُّبِينٍ |
ŝümme erselnâ mûsâ veeḫâhü hârûne biâyâtinâ vesülṭânim mübîn. |
Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular. |
Then We sent Moses and his brother Aaron with Our signs and a clear authority |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2719 |
345 |
23 |
46 |
18 |
إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَاسْتَكْبَرُوا وَكَانُوا قَوْمًا عَالِينَ |
ilâ fir`avne vemeleihî festekberû vekânû ḳavmen `âlîn. |
Sonra Musa ve kardeşi Harun'u, Firavun ve erkanına mucizelerimiz ve apaçık delille gönderdik. Büyüklük tasladılar. Zaten mağrur bir topluluktular. |
To Pharaoh and his establishment, but they were arrogant and were a haughty people. |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |
2720 |
345 |
23 |
47 |
18 |
فَقَالُوا أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَابِدُونَ |
feḳâlû enü'minü libeşerayni miŝlinâ veḳavmühümâ lenâ `âbidûn. |
Bu yüzden: "Milletleri bize kul iken, bizim gibi iki insana mı inanacağız?" deyip onları yalancı saydılar. Bu yüzden yok edildiler. |
They said, "Should we believe two men like ourselves while their people are for us in servitude?" |
Sayfa 345, Cuz 18, المؤمنون, Al-Mumenoon-المؤمنون |