Ash-Shuara—الشعراء

Arapça:
İngilizce:
Fransızca:
Almanca:
Rusça:
Açıklama:
 
00:00

ṭâ-sîn-mîm.

Arapça:

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ طسم

Türkçe:

Tâ, Sîn, Mîm.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Tâ, Sîn, Mîm.

Diyanet Vakfı:

Ta. Sin. Mim.

İngilizce:

Ta. Sin. Mim.

Fransızca:

Ta, Sin, Mim.

Almanca:

Ta-sin-mim .

Rusça:

Та. Син. Мим.

Açıklama:
 
00:00

tilke âyâtü-lkitâbi-lmübîn.

Arapça:

تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْمُبِينِ

Türkçe:

İşte sana gerçeği apaçık gösteren Kitap'ın ayetleri...

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Bunlar sana apaçık kitabın âyetleridir.

Diyanet Vakfı:

Bunlar, apaçık Kitab'ın ayetleridir.

İngilizce:

These are verses of the Book that makes (things) clear.

Fransızca:

Voici les versets du Livre explicite.

Almanca:

Diese sind die Ayat der deutlichen Schrift.

Rusça:

Это - аяты ясного Писания.

Açıklama:
 
00:00

le`alleke bâḫi`un nefseke ellâ yekûnû mü'minîn.

Arapça:

لَعَلَّكَ بَاخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا مُؤْمِنِينَ

Türkçe:

Onlar iman etmiyorlar diye kendini üzüntüden tüketir gibisin.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye adeta kendine kıyacaksın!

Diyanet Vakfı:

(Resulüm!) Onlar iman etmiyorlar diye neredeyse kendine kıyacaksın!

İngilizce:

It may be thou frettest thy soul with grief, that they do not become Believers.

Fransızca:

Il se peut que tu te consumes de chagrin parce qu'ils ne sont pas croyants !

Almanca:

Nicht etwa zugrunde richtest du dich selbst in Verdrießlichkeit, daß sie keine Mumin werden.

Rusça:

Ты можешь погубить себя от скорби от того, что они не становятся верующими.

Açıklama:
 
00:00

in neşe' nünezzil `aleyhim mine-ssemâi âyeten feżallet a`nâḳuhüm lehâ ḫâḍi`în.

Arapça:

إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ السَّمَاءِ آيَةً فَظَلَّتْ أَعْنَاقُهُمْ لَهَا خَاضِعِينَ

Türkçe:

Eğer istersek gökten üzerlerine bir mucize indiririz de boyunları onun önünde perişanlıkla eğilip kalır.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Biz dilersek onların üzerlerine gökten bir âyet (mucize) indiririz de, ona boyunları eğilekalır.

Diyanet Vakfı:

Biz dilesek, onların üzerine gökten bir mucize indiririz de, ona boyunları eğilip kalır.

İngilizce:

If (such) were Our Will, We could send down to them from the sky a Sign, to which they would bend their necks in humility.

Fransızca:

Si Nous voulions, Nous ferions descendre du ciel sur eux un prodige devant lequel leurs nuques resteront courbées.

Almanca:

Wenn WIR wollten, würden WIR über ihnen vom Himmel eine Aya nach und nach hinabsenden, vor der ihre Nacken stets gebeugt bleiben.

Rusça:

Если Мы пожелаем, то ниспошлем им с неба знамение, перед которым покорно склонятся их шеи.

Açıklama:
 
00:00

vemâ ye'tîhim min ẕikrim mine-rraḥmâni muḥdeŝin illâ kânû `anhü mü`riḍîn.

Arapça:

وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ الرَّحْمَٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا عَنْهُ مُعْرِضِينَ

Türkçe:

O Rahman'dan kendilerine söze bürünmüş yeni bir hatırlatma gelmeye dursun, ondan mutlaka yüz çevirirler.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Bununla beraber kendilerine O Rahmân'dan yeni bir öğüt gelmeyedursun, ille ondan yüz çevirirler.

Diyanet Vakfı:

Kendilerine, o çok esirgeyici Allah'tan hiçbir yeni öğüt gelmez ki, ondan yüz çevirmesinler.

İngilizce:

But there comes not to them a newly-revealed Message from (Allah) Most Gracious, but they turn away therefrom.

Fransızca:

Aucun nouveau rappel ne leur vient du Tout Miséricordieux sans qu'ils ne l'esquivent.

Almanca:

Und es wird ihnen keine Ermahnung vom Allgnade Erweisenden zuteil, die erneuert wird, ohne daß sie ihr gegenüber abwendend waren.

Rusça:

Какое бы новое напоминание не приходило к ним от Милостивого, они отворачивались от него.

Açıklama:
 
00:00

feḳad keẕẕebû feseye'tîhim embâü mâ kânû bihî yestehziûn.

Arapça:

فَقَدْ كَذَّبُوا فَسَيَأْتِيهِمْ أَنبَاءُ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِئُونَ

Türkçe:

Yemin olsun, yalanladılar ama yakında gelecektir onlara alaya alıp durdukları şeyin haberleri.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Üstelik (ona) "yalandır" dediler; fakat onlara alay edip durdukları şeyin haberleri yakında gelecektir.

Diyanet Vakfı:

Üstelik (ona) "yalandır" derler; fakat alay edip durdukları şeylerin haberleri yakında onlara gelecektir.

İngilizce:

They have indeed rejected (the Message): so they will know soon (enough) the truth of what they mocked at!

Fransızca:

Et ils ont traité de mensonge [tout ce qui leur vient du Seigneur]. Il leur viendra bientôt des nouvelles de ce dont ils se raillent.

Almanca:

Also bereits leugneten sie ab, so wird ihnen noch dieMitteilung dessen zuteil, das sie zu verspotten pflegten.

Rusça:

Они сочли это ложью, и к ним придут вести о том, над чем они издевались.

Açıklama:
 
00:00

evelem yerav ile-l'arḍi kem embetnâ fîhâ min külli zevcin kerîm.

Arapça:

أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الْأَرْضِ كَمْ أَنبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ

Türkçe:

Bakmadılar mı yere, neler fışkırtmışız onda cömert ve bereketli her çiftten.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Yeryüzüne bir bakmadılar mı? Biz orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirmişiz.

Diyanet Vakfı:

Yeryüzüne bir bakmazlar mı! Orada her güzel çiftten nice bitkiler yetiştirdik.

İngilizce:

Do they not look at the earth,- how many noble things of all kinds We have produced therein?

Fransızca:

N'ont-ils pas observé la terre, combien Nous y avons fait pousser de couples généreux de toutes sortes ?

Almanca:

Haben sie etwa nicht auf die Erde geschaut, wieviel WIR auf ihr von jeder edlen Zweiheit sprießen ließen?!

Rusça:

Неужели они не видят, сколько Мы взрастили на земле благородных видов растений?

Açıklama:
 
00:00

inne fî ẕâlike leâyeh. vemâ kâne ekŝeruhüm mü'minîn.

Arapça:

إِنَّ فِي ذَٰلِكَ لَآيَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ

Türkçe:

Bunda elbette bir mucize var, fakat onların çoğu mümin değiller.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Şüphesiz ki bunda mutlak bir âyet (nişane) vardır; ama onların çoğu iman etmezler.

Diyanet Vakfı:

Şüphesiz bunlarda (Allah'ın kudretine) bir nişane vardır; ama çoğu iman etmezler.

İngilizce:

Verily, in this is a Sign: but most of them do not believe.

Fransızca:

Voilà bien là une preuve ! Et la plupart d'entre eux ne croient pas.

Almanca:

Gewiß, darin gibt es doch eine Aya. Und die meisten von ihnen waren keine Mumin.

Rusça:

Воистину, в этом - знамение, но большинство их не стали верующими.

Açıklama:
 
00:00

veinne rabbeke lehüve-l`azîzü-rraḥîm.

Arapça:

وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ الْعَزِيزُ الرَّحِيمُ

Türkçe:

Ve hiç kuşku yok, senin Rabbin gerçekten mutlak Azîz, mutlak Rahîm'dir.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Ve şüphe yok ki Rabbin, galip ve engin merhamet sahibidir.

Diyanet Vakfı:

Şüphe yok ki Rabbin, mutlak galip ve engin merhamet sahibidir.

İngilizce:

And verily, thy Lord is He, the Exalted in Might, Most Merciful.

Fransızca:

Et ton Seigneur est en vérité Lui le Tout Puissant, le Très Miséricordieux.

Almanca:

Und gewiß, dein HERR ist doch Der Allwürdige, Der Allgnädige.

Rusça:

Воистину, твой Господь - Могущественный, Милосердный.

Açıklama:

Sayfalar

Ash-Shuara—الشعراء beslemesine abone olun.