6021 |
594 |
89 |
28 |
30 |
ارْجِعِي إِلَىٰ رَبِّكِ رَاضِيَةً مَّرْضِيَّةً |
irci`î ilâ rabbiki râḍiyetem merḍiyyeh. |
O, senden, sen de O'ndan hoşnut olarak Rabbine dön! |
Return to your Lord, well-pleased and pleasing [to Him], |
Sayfa 594, Cuz 30, الفجر, Al-Fajr—الفجر |
6022 |
594 |
89 |
29 |
30 |
فَادْخُلِي فِي عِبَادِي |
fedḫulî fî `ibâdî. |
Ey can! İyi kullarımın arasına gir. |
And enter among My [righteous] servants |
Sayfa 594, Cuz 30, الفجر, Al-Fajr—الفجر |
6023 |
594 |
89 |
30 |
30 |
وَادْخُلِي جَنَّتِي |
vedḫulî cennetî. |
Cennetime gir. |
And enter My Paradise." |
Sayfa 594, Cuz 30, الفجر, Al-Fajr—الفجر |
6024 |
594 |
90 |
1 |
30 |
بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَٰنِ الرَّحِيمِ لَا أُقْسِمُ بِهَٰذَا الْبَلَدِ |
lâ uḳsimü bihâẕe-lbeled. |
Bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun. |
I swear by this city, Makkah - |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6025 |
594 |
90 |
2 |
30 |
وَأَنتَ حِلٌّ بِهَٰذَا الْبَلَدِ |
veente ḥillüm bihâẕe-lbeled. |
Bu şehre (Mekke'ye) yemin ederim; ki sen bu şehirde oturmuşsun. |
And you, [O Muhammad], are free of restriction in this city - |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6026 |
594 |
90 |
3 |
30 |
وَوَالِدٍ وَمَا وَلَدَ |
vevâlidiv vemâ veled. |
Doğurana ve doğurduğuna and olsun ki; |
And [by] the father and that which was born [of him], |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6027 |
594 |
90 |
4 |
30 |
لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنسَانَ فِي كَبَدٍ |
leḳad ḫalaḳne-l'insâne fî kebed. |
İnsanoğlunu, zorluklara katlanacak şekilde yarattık. |
We have certainly created man into hardship. |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6028 |
594 |
90 |
5 |
30 |
أَيَحْسَبُ أَن لَّن يَقْدِرَ عَلَيْهِ أَحَدٌ |
eyaḥsebü el ley yaḳdira `aleyhi eḥad. |
İnsanoğlu, kendisine kimsenin güç yetiremeyeceğini mi sanıyor? |
Does he think that never will anyone overcome him? |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6029 |
594 |
90 |
6 |
30 |
يَقُولُ أَهْلَكْتُ مَالًا لُّبَدًا |
yeḳûlü ehlektü mâlel lübedâ. |
Yığın yığın mal tüketmişimdir diyor. |
He says, "I have spent wealth in abundance." |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6030 |
594 |
90 |
7 |
30 |
أَيَحْسَبُ أَن لَّمْ يَرَهُ أَحَدٌ |
eyaḥsebü el lem yerahû eḥad. |
O, kimsenin kendisini görmediğini mi zannediyor? |
Does he think that no one has seen him? |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6031 |
594 |
90 |
8 |
30 |
أَلَمْ نَجْعَل لَّهُ عَيْنَيْنِ |
elem nec`al lehû `ayneyn. |
Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi? |
Have We not made for him two eyes? |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6032 |
594 |
90 |
9 |
30 |
وَلِسَانًا وَشَفَتَيْنِ |
velisânev veşefeteyn. |
Biz onun için iki göz, bir dil ve iki dudak var etmedik mi? |
And a tongue and two lips? |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6033 |
594 |
90 |
10 |
30 |
وَهَدَيْنَاهُ النَّجْدَيْنِ |
vehedeynâhü-nnecdeyn. |
Biz ona eğri ve doğru iki yolu da göstermedik mi? |
And have shown him the two ways? |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6034 |
594 |
90 |
11 |
30 |
فَلَا اقْتَحَمَ الْعَقَبَةَ |
fele-ḳteḥame-l`aḳabeh. |
Ama o, zor geçidi aşmaya girişemedi. |
But he has not broken through the difficult pass. |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6035 |
594 |
90 |
12 |
30 |
وَمَا أَدْرَاكَ مَا الْعَقَبَةُ |
vemâ edrâke me-l`aḳabeh. |
O zor geçidin ne olduğunu sen bilir misin? |
And what can make you know what is [breaking through] the difficult pass? |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6036 |
594 |
90 |
13 |
30 |
فَكُّ رَقَبَةٍ |
fekkü raḳabeh. |
O geçit, bir köle ve esir azadetmek, |
It is the freeing of a slave |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6037 |
594 |
90 |
14 |
30 |
أَوْ إِطْعَامٌ فِي يَوْمٍ ذِي مَسْغَبَةٍ |
ev iṭ`âmün fî yevmin ẕî mesgabeh. |
Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır. |
Or feeding on a day of severe hunger |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6038 |
594 |
90 |
15 |
30 |
يَتِيمًا ذَا مَقْرَبَةٍ |
yetîmen ẕâ maḳrabeh. |
Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır. |
An orphan of near relationship |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6039 |
594 |
90 |
16 |
30 |
أَوْ مِسْكِينًا ذَا مَتْرَبَةٍ |
ev miskînen ẕâ metrabeh. |
Yahut, açlık gününde, yakını olan bir öksüzü, yahut toprağa serilmiş bir yoksulu doyurmaktır. |
Or a needy person in misery |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |
6040 |
594 |
90 |
17 |
30 |
ثُمَّ كَانَ مِنَ الَّذِينَ آمَنُوا وَتَوَاصَوْا بِالصَّبْرِ وَتَوَاصَوْا بِالْمَرْحَمَةِ |
ŝümme kâne mine-lleẕîne âmenû vetevâṣav biṣṣabri vetevâṣav bilmerḥameh. |
Sonra, inanıp birbirlerine sabır tavsiye edenlerden, merhametlilerden olmayı tavsiye edenlerden olmaktır. |
And then being among those who believed and advised one another to patience and advised one another to compassion. |
Sayfa 594, Cuz 30, البلد, Al-Balad—البلد |