
hâẕihi-nnâru-lletî küntüm bihâ tükeẕẕibûn.
Arapça:
هَٰذِهِ النَّارُ الَّتِي كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ
Türkçe:
"İşte budur yalanlayıp durduğunuz ateş!"
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
(Onlara): "İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur" (denilecek).
Diyanet Vakfı:
"İşte yalanlayıp durduğunuz ateş budur!" denilir.
İngilizce:
This:, it will be said, Is the Fire,- which ye were wont to deny!
Fransızca:
Voilà le feu que vous traitiez de mensonge.
Almanca:
"Dies ist das Feuer, das ihr abzuleugnen pflegtet.
Rusça:
Это - тот самый Огонь, который вы считали ложью.
Açıklama:

efesiḥrun hâẕâ em entüm lâ tübṣirûn.
Arapça:
أَفَسِحْرٌ هَٰذَا أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ
Türkçe:
"Bu da mı büyü?! Yoksa siz mi görmüyordunuz?"
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Bu da mı bir sihir? Yoksa siz görmüyor musunuz?
Diyanet Vakfı:
Bir büyü müdür bu, yoksa görmüyor musunuz?
İngilizce:
Is this then a fake, or is it ye that do not see?
Fransızca:
Est-ce que cela est de la magie ? Ou bien ne voyez-vous pas clair ?
Almanca:
Ist dies etwa Magie, oder seht ihr etwa nicht?!
Rusça:
Неужели это колдовство? Или же вы не видите?
Açıklama:

iṣlevhâ faṣbirû ev lâ taṣbirû. sevâün `aleyküm. innemâ tüczevne mâ küntüm ta`melûn.
Arapça:
اصْلَوْهَا فَاصْبِرُوا أَوْ لَا تَصْبِرُوا سَوَاءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Türkçe:
"Dalın ona! Artık ister sabredin ister sabretmeyin. Sizin için hepsi birdir. Siz ancak yapıp ettiğiniz şeylerin karşılığıyla yüzyüze geleceksiniz."
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Girin oraya, ister sabredin ister etmeyin artık sizin için birdir. Siz hep yaptıklarınıza göre cezalandırılacaksınız" (denilecek).
Diyanet Vakfı:
Girin oraya, sabretseniz de sabretmeseniz de artık sizin için birdir. Siz ancak yaptıklarınızın karşılığına çarptırılacaksınız.
İngilizce:
Burn ye therein: the same is it to you whether ye bear it with patience, or not: Ye but receive the recompense of your (own) deeds.
Fransızca:
Brûlez dedans ! Supportez ou ne supportez pas, ce sera égal pour vous : vous n'êtes rétribués que selon ce que vous faisiez.
Almanca:
Tretet in es hinein, dann übt euch in Geduld oder übt euch nicht in Geduld, es ist für euch gleich. Euch wird nur vergolten, was ihr zu tun pflegtet."
Rusça:
Горите в нем! Вам все равно, будете вы терпеть или не станете проявлять терпения. Вам воздается только за то, что вы совершали.
Açıklama:

inne-lmütteḳîne fî cennâtiv vene`îm.
Arapça:
إِنَّ الْمُتَّقِينَ فِي جَنَّاتٍ وَنَعِيمٍ
Türkçe:
Korunup sakınanlar; cennetler, nimetler içindedir.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Şüphesiz (günahlardan) korunanlar da cennetlerde, nimetler içindedirler.
Diyanet Vakfı:
Şüphesiz (kötülüklerden) korunanlar cennetlerde ve nimet içindedirler.
İngilizce:
As to the Righteous, they will be in Gardens, and in Happiness,-
Fransızca:
Les pieux seront dans des Jardins et dans des délices,
Almanca:
Gewiß, die Muttaqi sind in Dschannat und Wohlergehen,
Rusça:
Воистину, богобоязненные пребудут в Райских садах и блаженстве.
Açıklama:

fâkihîne bimâ âtâhüm rabbühüm. veveḳâhüm rabbühüm `aẕâbe-lceḥîm.
Arapça:
فَاكِهِينَ بِمَا آتَاهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَاهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ الْجَحِيمِ
Türkçe:
Rablerinin kendilerine verdikleriyle keyif çatarlar. Rableri onları cehennem azabından korumuştur.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Rablerinin kendilerine verdiği ile zevk ü sefâ sürerler. Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.
Diyanet Vakfı:
Rablerinin kendilerine verdikleriyle sefa sürerler, (Zira) Rableri onları, cehennem azabından korumuştur.
İngilizce:
Enjoying the (Bliss) which their Lord hath bestowed on them, and their Lord shall deliver them from the Penalty of the Fire.
Fransızca:
se réjouissant de ce que leur Seigneur leur aura donné, et leur Seigneur les aura protégés du châtiment de la Fournaise.
Almanca:
freudenerregt über das, was ihr HERR ihnen gewährte. Und ihr HERR schützte sie vor der Peinigung der Hölle.
Rusça:
Они будут радоваться тому, чем их одарит их Господь. Господь их уберег их от мучений в Аду.
Açıklama:

külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.
Arapça:
كُلُوا وَاشْرَبُوا هَنِيئًا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Türkçe:
"Yapıp ettiklerinizin karşılığı olarak afiyetle yiyin, için;
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
(Onlara): "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için" (denilir.)
Diyanet Vakfı:
Onlara: Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yeyin, için (denilir).
İngilizce:
(To them will be said:) "Eat and drink ye, with profit and health, because of your (good) deeds."
Fransızca:
"En récompense de ce que vous faisiez, mangez et buvez en toute sérénité,
Almanca:
"Esst und trinkt wohlbekömmlich für das, was ihr zu tun pflegtet."
Rusça:
Ешьте и пейте во здравие за то, что вы совершали!
Açıklama:

müttekiîne `alâ sürurim maṣfûfeh. vezevvecnâhüm biḥûrin `în.
Arapça:
مُتَّكِئِينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَاهُم بِحُورٍ عِينٍ
Türkçe:
Art arda dizilmiş koltuklar üzerinde yaslanmış olarak." Ve biz onları parlak, iri gözlü hurilerle eşleştirmişizdir.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanırlar. Ayrıca biz onları ceylan gözlü hûrilerle evlendirdik.
Diyanet Vakfı:
" Sıra sıra dizilmiş koltuklara yaslanarak"Onları, ceylan gözlü hurilerle evlendirmişizdir:
İngilizce:
They will recline (with ease) on Thrones (of dignity) arranged in ranks; and We shall join them to Companions, with beautiful big and lustrous eyes.
Fransızca:
accoudés sur des lits bien rangés", et Nous leur ferons épouser des houris aux grands yeux noirs,
Almanca:
Sie sind angelehnt auf aufgereihten Liegen. Und WIR ließen sie mit Hur-'in vermählen.
Rusça:
Они будут, прислонившись, возлежать на ложах, выстроенных в ряд, и Мы сочетаем их с черноокими, большеглазыми гуриями.
Açıklama:

velleẕîne âmenû vettebe`athüm ẕürriyyetühüm biîmânin elḥaḳnâ bihim ẕürriyyetehüm vemâ eletnâhüm min `amelihim min şey'. küllü-mriim bimâ kesebe rahîn.
Arapça:
وَالَّذِينَ آمَنُوا وَاتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَانٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَا أَلَتْنَاهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَيْءٍ ۚ كُلُّ امْرِئٍ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ
Türkçe:
İman edip zürriyetleri de imanda kendilerine uyanların, soy-soplarını da kendilerine katmışızdır. Ve kendi amellerinden kendilerinin hiçbir şeyini eksiltmemişizdir. Her kişi, kazandığı karşılığında bir rehindir.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
İman edip zürriyetleri de iman ile kendilerine tâbi olanlar (yok mu?); işte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Kendilerinin amellerinden birşey de eksiltmedik. Herkes kendi kazandığına bağlıdır.
Diyanet Vakfı:
İman eden ve soylarından gelenlerde, imanda kendilerine tabi olanlar (var ya)! İşte biz, onların nesillerini de kendilerine kattık. Onların amellerinden de bir şey eksiltmedik. Herkes kazandıklarına karşı bir rehindir.
İngilizce:
And those who believe and whose families follow them in Faith,- to them shall We join their families: Nor shall We deprive them (of the fruit) of aught of their works: (Yet) is each individual in pledge for his deeds.
Fransızca:
Ceux qui auront cru et que leurs descendants auront suivis dans la foi, Nous ferons que leurs descendants les rejoignent. Et Nous ne diminuerons en rien le mérité de leurs oeuvres, chacun étant tenu responsable de ce qu'il aura acquis.
Almanca:
Und denjenigen, die den Iman verinnerlichten, und deren Nachkommenschaft ihnen mit Iman folgte, schickten WIR ihre Nachkommen nach, und WIR minderten ihnen von ihrem Tun nichts. Jeder Mensch ist dessen, was er erwarb, haftbar.
Rusça:
Мы воссоединим верующих с их потомками, которые последовали за ними в вере, и нисколько не умалим их деяний. Каждый человек является заложником того, что он приобрел.
Açıklama:

veemdednâhüm bifâkihetiv velaḥmim mimmâ yeştehûn.
Arapça:
وَأَمْدَدْنَاهُم بِفَاكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ
Türkçe:
Biz onlara canlarının çektiği meyveden ve etten ikram ettik.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Onlara canlarının istediği meyvalar ve etlerden bol bol verdik.
Diyanet Vakfı:
Onlara canlarının istediği meyve ve etten bol bol verdik.
İngilizce:
And We shall bestow on them, of fruit and meat, anything they shall desire.
Fransızca:
Nous les pourvoirons abondamment des fruits et des viandes qu'ils désireront.
Almanca:
Und WIR versorgten sie mit Obst und Fleisch von dem, was sie begehren.
Rusça:
Мы наделим их фруктами и мясом таким, какое они пожелают.
Açıklama:

yetenâza`ûne fîhâ ke'sel lâ lagvun fîhâ velâ te'ŝîm.
Arapça:
يَتَنَازَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ
Türkçe:
Orada bir kadeh tokuştururlar ki, içinde ne bir boş laf var ne de günaha sokuş.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Orada bir kadeh kapışırlar ki, onda ne bir saçmalama vardır, ne de günaha sokma.
Diyanet Vakfı:
Orada karşılıklı kadeh tokuştururlar, ama burada (içki yüzünden) ne saçmalama vardır ne de günaha girme.
İngilizce:
They shall there exchange, one with another, a (loving) cup free of frivolity, free of all taint of ill.
Fransızca:
Là, ils se passeront les uns les autres une coupe qui ne provoquera ni vanité ni incrimination.
Almanca:
Sie reichen darin einander Becher, mit dem weder sinnloses Gerede noch Verfehlendes ist.
Rusça:
Они будут передавать друг другу чашу с вином, которое не принесет ни празднословия, ни греха.
Açıklama:
Sayfalar
