
vekeẕẕebû vettebe`û ehvâehüm veküllü emrim müsteḳirr.
Arapça:
وَكَذَّبُوا وَاتَّبَعُوا أَهْوَاءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ
Türkçe:
Yalanladılar; kendi heves ve kuruntularına uydular. Oysaki her iş ve oluş karara, ölçüye ve düzene bağlanmıştır.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Yalanladılar, nefislerinin arzularına uydular. Halbuki her iş yerini bulacaktır.
Diyanet Vakfı:
Yalanladılar ve kendi heveslerine uydular. Halbuki her işin ulaşacağı yeri vardır.
İngilizce:
They reject (the warning) and follow their (own) lusts but every matter has its appointed time.
Fransızca:
et ils [le] traitent de mensonge et suivent leurs propres impulsions, or chaque chose arrivera à son terme [et son but]
Almanca:
Und sie leugneten ab und folgten ihren Neigungen. Und jede Angelegenheit hat einen Endpunkt.
Rusça:
Они сочли лжецами посланников и потакали своим желаниям, но каждый поступок утвердится (творения получат вознаграждение за добро и наказание за зло).
Açıklama:

veleḳad câehüm mine-l'embâi mâ fîhi müzdecer.
Arapça:
وَلَقَدْ جَاءَهُم مِّنَ الْأَنبَاءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
Türkçe:
Yemin olsun ki, onlara haberlerden, içinde ihtar, sakındırma ve tehdit bulunanı gelmiştir.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Andolsun ki onlara (kötülükten) vazgeçirecek nice önemli haberler gelmiştir.
Diyanet Vakfı:
Andolsun onlara, kötülükten önleyecek nice önemli haberler gelmiştir.
İngilizce:
There have already come to them Recitals wherein there is (enough) to check (them),
Fransızca:
Ils ont pourtant reçu comme nouvelles de quoi les empêcher (du mal);
Almanca:
Und gewiß, bereits kamen zu ihnen von den Mitteilungen, worin es Warnung gab.
Rusça:
До них уже дошли известия, которые удерживали от неверия.
Açıklama:

ḥikmetüm bâligatün femâ tugni-nnüẕür.
Arapça:
حِكْمَةٌ بَالِغَةٌ ۖ فَمَا تُغْنِ النُّذُرُ
Türkçe:
Doruk noktaya çıkmış, isabeti tartışmasız bir hikmettir o. Ama uyarılar yarar sağlamıyor.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Bunlar üstün bir hikmettir fakat uyarılar fayda vermiyor.
Diyanet Vakfı:
Bu büyük bir hikmettir. Fakat (yüz çevirene) uyarılar ne fayda verir!
İngilizce:
Mature wisdom;- but (the preaching of) Warners profits them not.
Fransızca:
[Cela est] une sagesse parfaite. Mais les avertissements ne [leur] servent à rien.
Almanca:
Es ist eine (sie) erreichende Weisheit. Und was nützen denn die Warnungen?!
Rusça:
Это является совершенной мудростью, но какую пользу приносят предостережения (или предостережения не принесли им никакой пользы)?
Açıklama:

fetevelle `anhüm. yevme yed`u-ddâ`i ilâ şey'in nükür.
Arapça:
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ الدَّاعِ إِلَىٰ شَيْءٍ نُّكُرٍ
Türkçe:
O halde yüz çevir onlardan sen de; o çağırıcının alışılmadık/ürpertirci şeye çağırdığı günde,
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Sen de onlardan yüz çevir ki, o gün çağırıcı, görülmedik müthiş bir şeye çağırır.
Diyanet Vakfı:
Çağıranın görülmemiş bir şeye çağırdığı gün, sen de onlardan yüz çevir.
İngilizce:
Therefore, (O Prophet,) turn away from them. The Day that the Caller will call (them) to a terrible affair,
Fransızca:
Détourne-toi d'eux. Le jour où l'appeleur appellera vers une chose affreuse,
Almanca:
So kehre dich von ihnen ab! An dem Tag, wenn der Rufende zu etwas Mißbilligtem ruft -
Rusça:
Отвернись же от них. В тот день, когда глашатай призовет к неприятной вещи,
Açıklama:

ḫuşşe`an ebṣâruhüm yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi keennehüm cerâdüm münteşir.
Arapça:
خُشَّعًا أَبْصَارُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ الْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ
Türkçe:
Kaymış olarak gözleri, çıkarlar kabirlerden. Sanki çekirgelerdir, çıvgın mı çıvgın!
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Gözleri düşkün düşkün (zelil ve hakir) kabirlerinden çıkarlar, sanki yayılan çekirgeler gibidirler.
Diyanet Vakfı:
Sanki etrafa yayılmış çekirge sürüsü gibi bakışları perişan (utançtan yere bakar) bir halde kabirlerden çıkarlar.
İngilizce:
They will come forth,- their eyes humbled - from (their) graves, (torpid) like locusts scattered abroad,
Fransızca:
les regards baissés, ils sortiront des tombes comme des sauterelles éparpillées,
Almanca:
erniedrigt sind ihre Blicke, sie kommen aus den Gräbern heraus, als wären sie ausschwärmende Heuschrecken,
Rusça:
они с униженными взорами выйдут из могил, словно рассеянная саранча.
Açıklama:

mühti`îne ile-ddâ`. yeḳûlü-lkâfirûne hâẕâ yevmün `asir.
Arapça:
مُّهْطِعِينَ إِلَى الدَّاعِ ۖ يَقُولُ الْكَافِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
Türkçe:
Boyunları büküktür çağıranın önünde. Derler ki o küfre saplananlar: "Çok zorlu bir gün bu!"
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
O çağırana koşarak, kâfirler: "Bu çetin bir gündür." derler.
Diyanet Vakfı:
Davetçiye koşarlarken o esnada kafirler: Bu, çok çetin bir gündür! derler.
İngilizce:
Hastening, with eyes transfixed, towards the Caller!- "Hard is this Day!", the Unbelievers will say.
Fransızca:
courant, le cou tendu, vers l'appeleur. Les mécréants diront : "Voilà un jour difficile".
Almanca:
eilend zum Rufenden. Die Kafir sagen: "Dies ist ein ziemlich schwerer Tag."
Rusça:
Они устремятся к глашатаю, и неверующие скажут: "Это - Тяжкий день!"
Açıklama:

keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥin fekeẕẕebû `abdenâ veḳâlû mecnûnüv vezdücira.
Arapça:
۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا عَبْدَنَا وَقَالُوا مَجْنُونٌ وَازْدُجِرَ
Türkçe:
Onlardan önce Nûh kavmi yalanlamıştı. Yalanladılar kulumuzu ve "Mecnundur bu!" dediler. Ve durduruldu kulumuz.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir." dediler. Ve (Nuh davetten vazgeçmeye) zorlandı.
Diyanet Vakfı:
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı, hem de kulumuzun yalancı olduğunda ısrar ederek: O, delirdi, dediler. Ve (Nuh, davetten vazgeçmeye) zorlandı.
İngilizce:
Before them the People of Noah rejected (their messenger): they rejected Our servant, and said, "Here is one possessed!", and he was driven out.
Fransızca:
Avant eux, le peuple de Noé avait crié au mensonge. Ils traitèrent Notre serviteur de menteur et dirent : "C'est un possédé ! " et il fut repoussé.
Almanca:
Vor ihnen leugneten die Leute von Nuh ab, so bezichtigten sie Unseren Diener der Lüge und sagten: "Er ist geistesgestört und wurde besessen."
Rusça:
До них счел лжецами посланников народ Нуха (Ноя). Они сочли лжецом Нашего раба и сказали: "Он - одержимый!" Они ругали его и угрожали ему.
Açıklama:

fede`â rabbehû ennî maglûbün fenteṣir.
Arapça:
فَدَعَا رَبَّهُ أَنِّي مَغْلُوبٌ فَانتَصِرْ
Türkçe:
Bunun üzerine yakardı Rabbine, "Yenilgiye uğradım işte, yardım et!" diye...
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, bana yardım et!" diyerek yalvardı.
Diyanet Vakfı:
Bunun üzerine, Rabbine: Ben yenik düştüm, bana yardım et! diyerek yalvardı.
İngilizce:
Then he called on his Lord: "I am one overcome: do Thou then help (me)!"
Fransızca:
il invoqua donc son Seigneur : "Moi, je suis vaincu. Fais triompher (Ta cause)".
Almanca:
Dann richtete er Bittgebete an seinen HERRN: "Ich bin unterlegen, so stehe bei!"
Rusça:
Тогда он воззвал к своему Господу: "Меня одолели. Помоги же мне!"
Açıklama:

fefetaḥnâ ebvâbe-ssemâi bimâim münhemir.
Arapça:
فَفَتَحْنَا أَبْوَابَ السَّمَاءِ بِمَاءٍ مُّنْهَمِرٍ
Türkçe:
Biz de açtık gök kapılarını seller gibi akan bir su ile.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
Diyanet Vakfı:
Biz de derhal nehir gibi devamlı akan bir su ile göğün kapılarını açtık.
İngilizce:
So We opened the gates of heaven, with water pouring forth.
Fransızca:
Nous ouvrîmes alors les portes du ciel à une eau torrentielle,
Almanca:
Dann öffneten WIR dir Tore des Himmels mit geschütteten Wassermassen,
Rusça:
Мы открыли врата неба, откуда стала изливаться вода,
Açıklama:

vefeccerne-l'arḍa `uyûnen felteḳe-lmâü `alâ emrin ḳad ḳudir.
Arapça:
وَفَجَّرْنَا الْأَرْضَ عُيُونًا فَالْتَقَى الْمَاءُ عَلَىٰ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ
Türkçe:
Ve yardık/fışkırttık yeryüzünü pınar pınar. Sonunda kesin ölçülere bağlanmış bir oluş üzere birleşti sular.
Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:
Yeri de kaynaklar halinde fışkırttık, derken sular takdir edilmiş bir iş için birleşti.
Diyanet Vakfı:
Yeryüzünde kaynaklar fışkırttık. (Her iki) su, takdir edilmiş bir işin olması için birleşmişti.
İngilizce:
And We caused the earth to gush forth with springs, so the waters met (and rose) to the extent decreed.
Fransızca:
et fîmes jaillir la terre en sources. Les eaux se rencontrèrent d'après un ordre qui était déjà décrété dans une chose [faite].
Almanca:
und WIR ließen aus der Erde Quellen entspringen, dann traf sich das Wasser für eine Angelegenheit, die bereits bestimmt wurde,
Rusça:
и разверзли землю, из которой забились ключи. Воды небес и земли слились для дела, которое было предопределено.
Açıklama:
Sayfalar
