القمر

 
00:00

veleḳad câe âle fir`avne-nnüẕür.

Arapça:

وَلَقَدْ جَاءَ آلَ فِرْعَوْنَ النُّذُرُ

Türkçe:

Yemin olsun, Firavun hanedanına da uyarılar gelmişti.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Şüphesiz Firavun ailesine de uyarıcı peygamberler geldi.

Diyanet Vakfı:

Şüphesiz Firavun'un kavmine de uyarıcılar gelmişti.

İngilizce:

To the People of Pharaoh, too, aforetime, came Warners (from Allah).

Fransızca:

Les avertissements vinrent certes, aux gens de Pharaon.

Almanca:

Und gewiß, bereits kamen zu Pharaos Leuten die Warnungen.

Rusça:

Предостережения также явились к роду Фараона.

Açıklama:
 
00:00

keẕẕebû biâyâtinâ küllihâ feeḫaẕnâhüm aḫẕe `azîzim muḳtedir.

Arapça:

كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَاهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ

Türkçe:

Ayetlerimizin tümünü yalanladılar da biz de onları onurlu ve güçlü birine yaraşır bir yakalayışla yakaladık.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Lakin onlar bütün âyetlerimizi yalanladılar. Biz de onları çok kuvvetli ve kudretli bir yakalayışla yakaladık. Bu kıssalardan hisseye gelince;

Diyanet Vakfı:

Lakin onlar bütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları güç ve kudretimize layık bir şekilde yakaladık.

İngilizce:

The (people) rejected all Our Signs; but We seized them with such Penalty (as comes) from One Exalted in Power, able to carry out His Will.

Fransızca:

Ils traitèrent de mensonges tous Nos prodiges. Nous les saisîmes donc, de la saisie d'un Puissant Omnipotent.

Almanca:

Sie leugneten Unsere Ayat allesamt ab, dann bestraften WIR sie das Bestrafen Eines allmächtigen Allwürdigen.

Rusça:

Они сочли ложью все Наши знамения, и Мы схватили их Хваткой Могущественного, Всемогущего.

Açıklama:
 
00:00

eküffâruküm ḫayrum min ülâiküm em leküm berâetün fi-zzübür.

Arapça:

أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُولَٰئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَاءَةٌ فِي الزُّبُرِ

Türkçe:

Sizin kâfirleriniz, ötekilerden hayırlı mı? Yoksa zübürlerinde/kutsallaştırılmış hizip kitaplarında sizin için bir beraat/dokunulmazlık mı var?

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Şimdi sizin kâfirleriniz, onlardan hayırlı mı? Yoksa kitaplarda sizin için bir beraet mi var?

Diyanet Vakfı:

Şimdi sizin kafirleriniz, onlardan daha mı iyidirler? Yoksa kitaplarda sizin için bir berat mı var?

İngilizce:

Are your Unbelievers, (O Quraish), better than they? Or have ye an immunity in the Sacred Books?

Fransızca:

Vos mécréants sont-ils meilleurs que ceux-là ? Ou bien y a-t-il dans les écritures une immunité pour vous ?

Almanca:

Sind etwa eure Kafir besser als diese?! Oder gibt es für euch etwa eine Unschuldserklärung in den Schriften?!

Rusça:

Разве ваши неверующие лучше тех? Или же у вас есть неприкосновенность, упомянутая в Писаниях?

Açıklama:
 
00:00

em yeḳûlûne naḥnü cemî`um münteṣir.

Arapça:

أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ

Türkçe:

Yoksa, "Biz, yardımlaşan/yenilmez bir topluluğuz" mu diyorlar?

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Yoksa "Biz birbirimize yardım eden bir topluluğuz." mu diyorlar?

Diyanet Vakfı:

Yoksa "Biz, intikam almağa gücü yeten bir topluluğuz" mu diyorlar?

İngilizce:

Or do they say: "We acting together can defend ourselves"?

Fransızca:

Ou bien ils disent : "Nous formons un groupe [fort] et nous vaincrons".

Almanca:

Oder sagen sie etwa: "Wir sind alle zusammen Siegende"?!

Rusça:

Или же они говорят: "Мы являемся победоносной группой".

Açıklama:
 
00:00

seyühzemü-lcem`u veyüvellûne-ddübüra.

Arapça:

سَيُهْزَمُ الْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ الدُّبُرَ

Türkçe:

O topluluk, bozguna uğratılacak ve arkalarını dönüp kaçacaklar.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Her halde o topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.

Diyanet Vakfı:

O topluluk yakında bozulacak ve onlar arkalarını dönüp kaçacaklardır.

İngilizce:

Soon will their multitude be put to flight, and they will show their backs.

Fransızca:

Leur rassemblement sera bientôt mis en déroute, et ils fuiront.

Almanca:

Die Sammlung wird doch noch eine Niederlage erleiden und den Rücken flüchtend umkehren.

Rusça:

Эта группа будет разбита, и они обратятся вспять!

Açıklama:
 
00:00

beli-ssâ`atü mev`idühüm vessâ`atü edhâ veemerr.

Arapça:

بَلِ السَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَالسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ

Türkçe:

Hayır, buluşma zamanları kıyamet saatidir. Ne korkunç, ne acıdır o saat!

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Bilakis kıyamet onlara vaad edilen asıl saattir. Saat cidden çok feci ve acıdır.

Diyanet Vakfı:

Bilakis kıyamet onlara vadedilen asıl saattir ve o saat daha belalı ve daha acıdır.

İngilizce:

Nay, the Hour (of Judgment) is the time promised them (for their full recompense): And that Hour will be most grievous and most bitter.

Fransızca:

L'Heure, plutôt, sera leur rendez-vous, et l'Heure sera plus terrible et plus amère.

Almanca:

Nein, sondern die Stunde ist ihr Termin. Und die Stunde ist noch schlimmer, noch bitterer.

Rusça:

Час является назначенным для них сроком, и Час этот - самый тяжкий, самый горький.

Açıklama:
 
00:00

inne-lmücrimîne fî ḍalâliv vesü`ur.

Arapça:

إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي ضَلَالٍ وَسُعُرٍ

Türkçe:

Kuşkusuz, suçlular, şaşkınlık ve çılgınlık içindedir.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Muhakkak ki suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

Diyanet Vakfı:

Şüphesiz suçlular sapıklık ve çılgınlık içindedirler.

İngilizce:

Truly those in sin are the ones straying in mind, and mad.

Fransızca:

Les criminels sont certes, dans l'égarement et la folie.

Almanca:

Gewiß, die schwer Verfehlenden sind im Irregehen und in Hitzeglut,

Rusça:

Воистину, грешники сбились с пути и страдают (или отдалились от истины).

Açıklama:
 
00:00

yevme yüsḥabûne fi-nnâri `alâ vucûhihim. ẕûḳû messe seḳara.

Arapça:

يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِي النَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا مَسَّ سَقَرَ

Türkçe:

O gün yüzleri üstüne ateşe sürüklenirler. "Cehennemin dokunuşunu tadın bakalım!"

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

O gün yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler, "Cehennemin dokunuşunu tadın!" (denilecek).

Diyanet Vakfı:

O gün yüzüstü ateşe sürüklendiklerinde "Cehennemin elemini tadın!" denir.

İngilizce:

The Day they will be dragged through the Fire on their faces, (they will hear:) "Taste ye the touch of Hell!"

Fransızca:

Le jour où on les traînera dans le Feu sur leurs visages, (on leur dira) : "Goûtez au contact de Saqar [la chaleur brûlante de l'Enfer]".

Almanca:

an dem Tag, wenn sie im Feuer auf ihren Gesichtern geschleift werden. Kostet die Berührung von Saqar .

Rusça:

В тот день их ничком поволокут в Огонь: "Вкусите прикосновение Преисподней!"

Açıklama:
 
00:00

innâ külle şey'in ḫalaḳnâhü biḳader.

Arapça:

إِنَّا كُلَّ شَيْءٍ خَلَقْنَاهُ بِقَدَرٍ

Türkçe:

Şu bir gerçek ki, biz herşeyi bir ölçüye göre/bir kaderle yarattık.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Haberiniz olsun ki, biz her şeyi bir kadere göre yarattık.

Diyanet Vakfı:

Biz, her şeyi bir ölçüye göre yarattık.

İngilizce:

Verily, all things have We created in proportion and measure.

Fransızca:

Nous avons créé toute chose avec mesure,

Almanca:

Gewiß, jedes Ding erschufen WIR gemäß einer Bestimmung.

Rusça:

Воистину, Мы сотворили каждую вещь согласно предопределению.

Açıklama:
 
00:00

vemâ emrunâ illâ vâḥidetün kelemḥim bilbeṣar.

Arapça:

وَمَا أَمْرُنَا إِلَّا وَاحِدَةٌ كَلَمْحٍ بِالْبَصَرِ

Türkçe:

Emrimiz bir tektir, bir göz kırpma gibidir.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Buyruğumuz yalnız bir tekdir, göz açıp yumma gibidir.

Diyanet Vakfı:

Bizim buyruğumuz, bir anlık bakış gibi, bir tek sözden başka bir şey değildir.

İngilizce:

And Our Command is but a single (Act),- like the twinkling of an eye.

Fransızca:

et Notre ordre est une seule [parole]; [il est prompt] comme un clin d'oeil.

Almanca:

Und Unsere Anweisung ist nichts anderes als eine Einzige, wie der Augenblick.

Rusça:

Мы повелеваем только один раз, и повеление исполняется во мгновение ока.

Açıklama:

Sayfalar

القمر beslemesine abone olun.