044. Duhân - (Duman) Ad-Dukhan — الدخان

 
00:00

min fir`avn. innehû kâne `âliyem mine-lmüsrifîn.

Arapça:

مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُ كَانَ عَالِيًا مِّنَ الْمُسْرِفِينَ

Türkçe:

Firavun'dan kurtardık. Firavun, haddi aşanların büyüklük taslayanlarından biriydi.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Firavun'dan da kurtardık çünkü o üstünlük taslayıp haddi aşan bir zorbaydı.

Diyanet Vakfı:

Yani Firavun'dan. Çünkü o bir zorba idi, aşırı gidenlerdendi.

İngilizce:

Inflicted by Pharaoh, for he was arrogant (even) among inordinate transgressors.

Fransızca:

de Pharaon qui était hautain et outrancier.

Almanca:

von Pharao. Gewiß, er war ein Arroganter von den Maßlosen.

Rusça:

от Фараона. Воистину, он был надменен и был одним из преступающих границы дозволенного.

Açıklama:
 
00:00

veleḳadi-ḫternâhüm `alâ `ilmin `ale-l`âlemîn.

Arapça:

وَلَقَدِ اخْتَرْنَاهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى الْعَالَمِينَ

Türkçe:

Yemin olsun, biz onları bir ilim sayesinde âlemlere üstün kılmıştık.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Andolsun ki biz onları bilerek o zamanki alemlere üstün kıldık.

Diyanet Vakfı:

Andolsun biz İsrailoğullarına, bilerek, (kendi zamanlarında) alemlerin üstünde bir imtiyaz verdik.

İngilizce:

And We chose them aforetime above the nations, knowingly,

Fransızca:

A bon escient Nous les choisîmes parmi tous les peuples de l'univers ,

Almanca:

Und gewiß, bereits erwählten WIR sie nach Wissen vor den (anderen) Menschen 3 aus.

Rusça:

Мы избрали их и возвысили их над мирами на основании знания.

Açıklama:
 
00:00

veâteynâhüm mine-l'âyâti mâ fîhi belâüm mübîn.

Arapça:

وَآتَيْنَاهُم مِّنَ الْآيَاتِ مَا فِيهِ بَلَاءٌ مُّبِينٌ

Türkçe:

Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan ayetler vermiştik.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Biz onlara içinde apaçık bir imtihan bulunan mucizeler verdik.

Diyanet Vakfı:

Onlara, içinde açık bir imtihan bulunan işaretler verdik.

İngilizce:

And granted them Signs in which there was a manifest trial

Fransızca:

et leur apportâmes des miracles de quoi les mettre manifestement à l'épreuve.

Almanca:

Und WIR ließen ihnen von den Ayat zuteil werden, worin deutliche Prüfung ist.

Rusça:

Мы даровали им знамения, в которых было заключено явное испытание (или явная милость).

Açıklama:
 
00:00

inne hâülâi leyeḳûlûn.

Arapça:

إِنَّ هَٰؤُلَاءِ لَيَقُولُونَ

Türkçe:

Şimdi, şunlar tutmuş diyorlar ki:

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Gerçekten şu kâfirler diyorlar ki:

Diyanet Vakfı:

Onlar (müşrikler) diyorlar ki:

İngilizce:

As to these (Quraish), they say forsooth:

Fransızca:

Ceux-là (les Mecquois) disent :

Almanca:

Gewiß, diese sagen doch:

Rusça:

Воистину, они непременно скажут:

Açıklama:
 
00:00

in hiye illâ mevtetüne-l'ûlâ vemâ naḥnü bimünşerîn.

Arapça:

إِنْ هِيَ إِلَّا مَوْتَتُنَا الْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ

Türkçe:

"İlk ölümümüzden başkası yok! Biz diriltilecek filan değiliz!"

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Bizim ilk ölümümüzden başka bir şey yoktur. Biz tekrar diriltilecek değiliz.

Diyanet Vakfı:

"İlk ölümümüzden sonra bir şey yoktur. Biz diriltilecek değiliz."

İngilizce:

There is nothing beyond our first death, and we shall not be raised again.

Fransızca:

"Il n'y a pour nous qu'une mort, la première. Et nous ne seront pas ressuscités.

Almanca:

"Es ist nur unser erster Tod und wir werden nie auferstehen.

Rusça:

"Для нас есть только одна смерть, и мы не будем воскрешены.

Açıklama:
 
00:00

fe'tû biâbâinâ in küntüm ṣâdiḳîn.

Arapça:

فَأْتُوا بِآبَائِنَا إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ

Türkçe:

"Eğer doğru sözlülerseniz, atalarımızı geri getirin!"

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Eğer siz doğru söyleyen kimselerseniz babalarınızı bize getirin."

Diyanet Vakfı:

" Doğru söylüyorsanız, atalarımızı getirin."

İngilizce:

Then bring (back) our forefathers, if what ye say is true!

Fransızca:

Faites donc revenir nos ancêtres, si vous êtes véridiques".

Almanca:

So bringt unsere Ahnen, solltet ihr wahrhaftig sein!"

Rusça:

Приведите же наших отцов, если вы говорите правду".

Açıklama:
 
00:00

ehüm ḫayrun em ḳavmü tübbe`iv velleẕîne min ḳablihim. ehleknâhüm. innehüm kânû mücrimîn.

Arapça:

أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَالَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَاهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِمِينَ

Türkçe:

Onlar mı hayırlı yoksa Tübba' halkıyla onlardan önce gelenler mi? Onları helâk ettik; çünkü onlar, suç işlemiş insanlardı.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Onlar mı daha hayırlıdır, yoksa Tükba kavmi ile onlardan öncekiler mi? Biz onların hepsini de helak ettik. Çünkü onlar suçluydular.

Diyanet Vakfı:

Bunlar mı daha hayırlı, yoksa Tübba' kavmi ile onlardan öncekiler mi? Onları yok ettik, çünkü onlar suçlu idiler.

İngilizce:

What! Are they better than the people of Tubba and those who were before them? We destroyed them because they were guilty of sin.

Fransızca:

Sont-ils les meilleurs ou le peuple de Tubbaa et ceux qui les ont précédés ? Nous les avons fait périr parce que vraiment ils étaient criminels.

Almanca:

Sind sie etwa besser oder die Leute von Tubba' und diejenigen vor ihnen?! WIR richteten sie zugrunde. Gewiß, sie waren schwer verfehlende Leute!

Rusça:

Они лучше или же народ Тубба (Тобба) и их предшественники? Мы погубили их. Воистину, они были грешниками.

Açıklama:
 
00:00

vemâ ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ lâ`ibîn.

Arapça:

وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ

Türkçe:

Biz gökleri, yeri ve bunlar arasındakileri eğlenmek için yaratmadık.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Biz gökleri, yeri ve ikisi arasındakileri bir oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.

Diyanet Vakfı:

Biz gökleri, yeri ve bunlar arasında bulunanları, oyun ve eğlence olsun diye yaratmadık.

İngilizce:

We created not the heavens, the earth, and all between them, merely in (idle) sport:

Fransızca:

Ce n'est pas par divertissement que Nous avons créé les cieux et la terre et ce qui est entre eux.

Almanca:

Und WIR erschufen die Himmel, die Erde und das, was zwischen ihnen ist, nicht als Unfug-Treibende.

Rusça:

Мы не сотворили небеса, землю и то, что между ними, забавляясь.

Açıklama:
 
00:00

mâ ḫalaḳnâhümâ illâ bilḥaḳḳi velâkinne ekŝerahüm lâ ya`lemûn.

Arapça:

مَا خَلَقْنَاهُمَا إِلَّا بِالْحَقِّ وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

Türkçe:

İkisini de, sadece gerçeği göstermek üzere yarattık. Ama onların çokları bilmiyorlar.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Biz onları hak ve hikmetle yarattık. Fakat onların çoğu bunu bilmezler.

Diyanet Vakfı:

Onları sadece gerçek bir sebeple yarattık. Fakat onların çoğu bilmiyorlar.

İngilizce:

We created them not except for just ends: but most of them do not understand.

Fransızca:

Nous ne les avons créés qu'en toute vérité. Mais la plupart d'entre eux ne savent pas.

Almanca:

WIR erschufen beide nur nach der Gesetzmäßigkeit. Doch die meisten wissen es nicht.

Rusça:

Мы сотворили их (небеса и землю) во истине, но большинство их не знают этого.

Açıklama:
 
00:00

inne yevme-lfaṣli mîḳâtühüm ecme`în.

Arapça:

إِنَّ يَوْمَ الْفَصْلِ مِيقَاتُهُمْ أَجْمَعِينَ

Türkçe:

Hiç kuşkusuz, ayrım günü, hepsinin buluşma zamanıdır/buluşma yeridir.

Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır:

Şüphesiz ki hakkı batıldan ayırd etme günü onların hepsinin bir araya toplanacağı gündür.

Diyanet Vakfı:

Şüphesiz (hakkı batıldan ayıran) hüküm günü, hepsinin bir arada buluşacağı gündür.

İngilizce:

Verily the Day of sorting out is the time appointed for all of them,-

Fransızca:

En vérité, le Jour de la Décision sera leur rendez-vous à tous,

Almanca:

Gewiß, der Tag des Richtens ist ihr Termin, allesamt.

Rusça:

Воистину, День различения - это срок, установленный для каждого из них.

Açıklama:

Pages

044. Duhân - (Duman) Ad-Dukhan — الدخان beslemesine abone olun.